12 Ekim 2012 Cuma

anAne

Annesiz anne olmanın ağır yükünü taşıyorum omuzlarımda.
2 sene 3 ay.. Bu kadarcık koklayacakmışsın anane kokusunu..
İçimde koca bir boşluk, annemin yokluğunu anlamaya çalışıyorıum. Hala bekliyorum gelecek diye, her neredeyse gelmiyor, yüzüme çarpıyor birisi. Genelde rastladığım konu komşu vuruyor yüzüme zaten yokluğunu. Bir de anane diye bağrışan çocuklar.
Küçükken anneme kızdığımda "ananeme gidiyorum ben" dediğimi çok iyi hatırlarım.
Herkesin yeri başkadır da ananenin "bir başkadır". Anane kanattır, açar kanatlarını, alır seni sarmalar. Anane  seni hep kollayandır, hiç kızmayandır, yol gösterendir, herşeyi bilen, bilirkişidir. Ben ananemi hep böyle gördüm küçük dünyamda.
Fotoğrafların yetmiyor, keşke diyorum keşke daha çok çekseydik, her gün, her an. Saner'le daha çok. 3,5 aydır yokluğunla savaşıyorum ama alışmak çok zor. Ne Maltepe'den geçebiliyorum ne Kadıköy'den. Ne şen sesin gidiyor kulaklarımdan ne telaşlı yüzün gözümden..
Ve şimdi Saner'i büyütürken herkesten çok ihtiyacım var sana, desteğine, ellerine, kanatlarına. Kim bilebilirdi ki bu kadar aceleci olacağını..
Şimdi anneciğim, Melek'im ve anAnecim nur içinde, huzurla bizi izle o gözümün önünden hiç gitmeyen son huzurlu tebessümünle.
Bu yazı da hem Sana hem de Bana olsun canım oğlum..

3 Şubat 2012 Cuma

bir seneyi geçmiş..



Hayat kavgası, sağlık sorunları, mutlu günler derken minik bebeğim neredeyse 2 yaşını dolduracak. Neler değişmedi ki hayatım(ız)da.. Saner yürüdü, neredeyse konuştu;) kariyerime bir süre ara vermek zorunda kaldım, bla bla...
Aslında son zamanlarda daha çok şükreder oldum. Eskiden de ederdim ama şimdi daha farklı sanırım. Her zaman çok içten dilersem gerçekleşti dileklerim. Bu gece tekrar şükrediyorum ve diliyorum..
Sanercim kulağına bişey söylicem. Seni çok seviyorum.
Artık daha sık yazacağıma da söz veriyorum.

18 Kasım 2010 Perşembe

oldu da bitti :)


Olsun mu olmasın mı derken ani bir kararla doğru zaman olduğunu düşündüğümüz sünnetini 10 günlük bayram tatilini de değerlendirip yapmaya karar verdik.. Yine:) ani bir karar olması nedeniyle ev süslemesi, yemek organizsayonu, misafirlerin organizasyonları için ailemize çok teşekkürler:))
Operasyondan önce 5 saat boyunca aç kalması gerekiyor dedi doktorumuz. Nasıl yapacağız, açlığa hiç dayanamaz ki derken sabah 6'da kalkıp, bebeğime önce kahvaltısını yaptırdık, sonra muhallebisini yedirdik, sonra hazır mamasını içti en sona da anne sütüyle cilalandı küçük midemiz.. Ben yine de doydu mu acaba diye tereddüt ederken babası duruma el atıp, yeter artık doymuştur herhalde dedi:) Sabah uykusuna yattığında ben de hemen hazırlanıp kuaföre gittim. Zaten ne zaman kuaför için vakit ayırdım ki, yine acelem var, yine acelem var :)) Eve geldim, babamız da berbere gitti. 10.30'da hastanede olmamız gerekiyor, 11.30'da sünnet olacak adamım. Annanesinin aldığı sünnet kıyafetlerini giydi, 15 dk vaktimiz var, fotografçıya uğramamız gerekiyor. Neyse ki mızmızlık etmeden birkaç güzel poz yakaladık. Bu kargaşada açlığını pek hissetmemiş olacak ki hastane yolunda uyuyakaldı. Babane, dede, anane dede, amca, yenge, babanın arkadaşı amcalar, teyzeler de geldi. Tabi esas teyze yine sürpriz peşindeymiş sonradan anladık:) Odaya aldığımızda herkes Adamı güldürme telaşındaydı.
Kıyafetlerini çıkaralım annesi dedi hemşire, bunu giydireceğiz diyip mavi önlüğü uzattı.
Tavşanlı, ayıcıklı bir önlük olsa olmaz mı yani?! Aşağıya indik, herkes gözünde tuttuğu damla akmasın diye gözlerini bile kırpamazken asansöre bindirdik babasıyla beraber. 1 saatlik bekleme süresinden sonra sünnet olmuş oğlumu odaya getirdiler. Daha uyuyordu yanımıza geldiğinde. Uyandı, beni gördü, durumu anlamaya çalıştı ve ağlamaya başladı. Ama daha yarım saat yemek yememesi gerekiyordu. Evden topladığım bütün oyuncakları, yeni aldıklarımız dahil idare etmeye çalıştık ki pek de başarılı olamadık. Yarım saatin sonunda karnını doyurduk ve huzurlu bir uykuya daldı. Artık hepimiz rahatlamıştık. Yemek yiyebilirdik biz de:) Eve döndüğümüzde daha birkaç saat öncesine kadar sünnet olan kendisi değilmiş gibiydi. Bugün 6. günü ve herşey normale döndü sayılır. Adam seni çok seviyorum(z)!

18 Ağustos 2010 Çarşamba

sabah sendromları

Yeterli süt bırakabilmek için kabuslar nedeniyle bölük pörçük uyuduğunu zannettiğin uyku. Gece zaten geç yatarsın, süt bırakmak için, sabah da erkenden kalkmak zorundasın yine süt bırakabilmek için. Sabah uyanırsın, zaten gece uyuduğun uykuyu yok say. Kocam, artık hayatın onlarsız bir anlamı olmayan klimalar yüzünden, hastalanmış. Gece tamamen uyku durumunda, sabahsa inatla spora gitme peşinde. Bense ml hesabı yapmaktan mühendisliğimi bir kademe daha arttırdım. Ama bütün bunlara ve daha sayamadığım olumsuzluklara rağmen bir iç huzur ki anlatamam. Bir gülücüğüne Dünyaların durdurulacağı tosuncuk arada uyanıyor ve annesine göz kırparak acıktığını anlatıyor. Biraz daha artan iletişimimiz benim daha da bağlanmama neden oluyor her geçen gün. Yine sabah oldu, ve babaannenin geliş saati yaklaştı. Oyuncağı alınmak üzere olan çocuklar gibi hissediyorum kendimi. Sabahları öyle keyifli uyanıyor ki, ben gitmeden uyanmasın diyorum her sabah. Bu sefer kaçamadım, uyandı gülücüklerle, yattığı yerden poposunu havaya kaldırdı, kucağıma gelince omuz yeme operasyonu ve çıkarılan milyonlarca eşsiz ses. Zamanın kısıtlı olmasından dolayı alelacele verilen demir ilacının, bence de, iğrenç tadıyla ifadedeki değişklik.. Karnı doydu ve kapı çaldı yine. "Biz gidelim" dedi babaanne, "siz bilirsiniz" çıkabildi dudaklarımdan burukça. Evet tam olarak içim buruldu tekrar ve her sabah olduğu gibi. Çıktılar.. Ev boş.. Sessiz, yatağı hala sıcak.. Tek teselli, tek dilek sağlıklı olsun. Bugün işe gitmesem olmaz mı?? Ve işteyim. Aklım, yüreğim bebeğimle.

15 Ağustos 2010 Pazar

Parrramparça

Yetşemiyorum yahu! İşe gidiyorum 5 günlük işimi 4 günde bitirmeye çabalıyorum, eve geliyorum, seninle geçirebileceğim zamanlar dışında uyumalıyım diyorum, ütü yamalıyım diyorum, temizlik yapmalıyım diyorum, sürekli diyorum ama yetişemiyorum. Cuma günü babana güzel bir yemek hazırlayım dedim, neyse ki başarılı oldum :) Bu haftasonu 3 günde ne yaptın derlerse sadece yemek yaptım ve seni emzirdim diyebirim. İstanbul'un inanılmaz sıcaklarıyla sen de boğuştuğun için sürekli huzursuzdun ve seni susturabilecek yegane şey annende mevcut:) Bu gece yine pazartesi sendromu başladı ve ben yine sütüm yeter mi? sorusunun cevabını vermeye çalışıyorum. Ben biraz daha su içeyim de sana biraz daha süt bırakayım bebeğim bu sıcaklarla başedebilmen için. Bugün 4,5 aylık oldun bile..

8 Ağustos 2010 Pazar

seninle ilk tatilimiz

3 buçuk aylık çocuk Temmuz ortasında Antalya'ya mı gidermiş?? Babasının işi sözkonusu olunca gidermiş tabi:) Arabayla gitme gafletine düştüğümüzü baban Antalya'ya vardığımızda anladı ama artık çok geçti :) Çok da sıkıntı olmadı aslında ama hız sınırına uymak zorunda olunca yol da bitmek bilmedi:) İlk 2 gün Antalya'nın havasından korkan ben, seni öğlen saatlerinde odada uyuttum son günümzde ise tamamen gölge bir havuz bulduk. Havuza da girdin, little swimmersınla:) Baban tavla şampiyonu olması nedeniyle alacağı kupayı sen uyuduğun için seninle beraber alamamanın verdiği hüzünle tatil maceramız son buldu.
Antalya'ya kadar gidip de Alanya'daki kuzenlerine uğramamak olmazdı tabi..
Ve dönüş yolundaki muhteşem manzara..

Gündüzlerde ayrı düştükten sonra..


5 Temmuz sabahına kadar geçen her saniyede fikrimi değiştirip durdum işe başlamak konusunda. Her gece karar verip, sabaha değiştirdim kararımı. Ve 5 Temmuz sabahı 06:00'da uyanıp, karnını doyurup, giydim topuklu ayakkabılarımı. Babaannen kapıyı çaldı, uyuttum seni, tam çıkmak üzereydim evden "bir kere daha bakayım" dedim kapının ucundan. Dememek gerekiyormuş. Gözlerim yaşlı bıraktım seni, sen daha farkında değilken hiçbir şeyin. Herkes nasıl işe başlıyorsa ben de başlarım dedim, bu sefer bir konuda çok da başarılı olamadığımı düşünüyorum. Ne zordu ilk iş günüm. Şimdi alıştım mı? Hayır tabi. Hala gözlerim yaşlı, akşamları koşarak geliyorum yanına. Babandan, babaannenden dinliyorum gün içinde yaptıklarını. Gün içinde fotograflarını çekip gönderiyorlar.